📍Viyana / AVUSTURYA
İmparatorluk Zarafeti, Kahve Kültürü ve Zamansız Bir Avrupa Başkenti
Viyana…
İlk bakışta düzenli, sakin ve klasik görünebilir. Ancak şehri keşfetmeye başladığınızda, sizi yavaşlatan, estetik duygunuzu besleyen ve yaşam tarzıyla etkileyen çok özel bir atmosfere sahip olduğunu fark ediyorsunuz.
İnsanlar kahvelerini acele etmeden içiyor, klasik müzik günlük yaşamın doğal bir parçası gibi hissediliyor, tarih ve modern yaşam ise kusursuz bir şekilde iç içe geçmiş durumda.
Benim için Viyana yalnızca bir Avrupa başkenti değil; aynı zamanda gerçek anlamda bir yaşam kültürü. Üstelik sanat, tarih, müzik, gastronomi, alışveriş ve çocuklu seyahat açısından Avrupa’nın en keyifli şehirlerinden biri.
Viyana denince akla ilk gelen şeylerden biri hiç şüphesiz klasik müzik. Mozart, Beethoven, Schubert, Johann Strauss, Mahler ve Haydn gibi müzik tarihinin en önemli isimleri bu şehirde yaşamış veya eserlerini burada üretmiş. Bu yüzden şehirde yürürken bile müziği hissediyorsunuz.
🎼 Tarihi konser salonları
🎹 Opera afişleri
☕ Klasik müzik eşliğinde kahve içilen kafeler… Şehir adeta yaşayan bir müzik müzesi gibi.
🎭 Viyana Devlet Operası — Hayatta En Az Bir Kez
İçeri girdiğiniz anda;
🎻 kırmızı salonlar
💎 dev avizeler
👑 aristokrat atmosfer insanı bambaşka bir döneme götürüyor.
Viyana’da yürürken şehir size sürekli şunu hissettiriyor: “Burası bir zamanlar Avrupa’nın merkeziydi.” Habsburg Hanedanı’nın izleri şehrin her köşesinde hissediliyor.
Özellikle;
👑 Hofburg Sarayı
👸 Sisi Müzesi
🐴 İspanyol Binicilik Okulu
💎 İmparatorluk Daireleri mutlaka görülmesi gereken yerlerin başında geliyor.
Habsburg Hanedanı’nın yazlık sarayı olan Schönbrunn, Viyana’nın en çok ziyaret edilen noktalarından biri. Devasa bahçeleri, ihtişamlı salonları, Gloriette Tepesi ve hayvanat bahçesiyle burada yarım gün hatta tam gün geçirmek mümkün. Özellikle çocuklu aileler için de oldukça keyifli bir durak.
Yüzyıllar boyunca Habsburg İmparatorluğu’nun yönetim merkezi olarak kullanılan Hofburg Sarayı bugün hâlâ Viyana’nın en önemli yapılarından biri. Günümüzde Avusturya Cumhurbaşkanlığı ofisi de burada bulunuyor. Oldukça büyük bir kompleks olduğu için ziyaret öncesinde görmek istediğiniz bölümleri belirlemenizi öneririm.
Viyana’da beni en çok etkileyen yerlerden biri kesinlikle Avusturya Ulusal Kütüphanesi oldu. Barok mimarisi, tavan freskleri, heykelleri ve devasa kitaplıklarıyla gerçekten büyüleyici. İçeri girdiğiniz anda kendinizi adeta bir film setinde hissediyorsunuz. Fotoğraf çekmeyi sevenler için ise şehirdeki en estetik noktalardan biri.
Viyana’nın en etkileyici müzelerinden biri hiç şüphesiz Kunsthistorisches Museum. Sadece eserler değil, binanın kendisi de başlı başına bir sanat eseri. Bruegel’in ünlü Babil Kulesi tablosu burada sergileniyor. Müzenin görkemli merdivenleri, mermer sütunları, altın işlemeleri ve tavan süslemeleri gerçekten nefes kesici. Sanata ilginiz olmasa bile yalnızca binayı görmek için bile ziyaret edilmeyi hak ediyor.
Belvedere Sarayı yalnızca Gustav Klimt’in dünyaca ünlü The Kiss (Öpücük) tablosuna ev sahipliği yapmıyor. Aynı zamanda Viyana’nın en zarif saraylarından biri. Müzeyi gezdikten sonra bahçelerinde yürümek ve kısa bir kahve molası vermek ise ayrı bir keyif.
Antik Yunan mimarisinden ilham alınarak inşa edilen Parlamento Binası gerçekten çok etkileyici. Son ziyaretimizde rehberli tura katıldık ve deneyim beklentimizin çok üzerinde çıktı. Özellikle genel kurul salonu, tavan süslemeleri ve mimari detaylar görülmeye değer. Eğer zamanınız varsa rehberli turu kesinlikle tavsiye ederim.
Şehir merkezindeki Palais Daun-Kinsky, Viyana’nın saklı hazinelerinden biri diyebilirim. Muhteşem merdivenleri, barok salonları ve etkileyici tavan freskleriyle oldukça özel bir yapı. Kalabalıktan uzak, kısa ama etkileyici bir ziyaret noktası arıyorsanız listenize ekleyebilirsiniz.
Şehrin kalbi diyebileceğim yer kesinlikle Aziz Stefan Katedrali. Viyana’nın sembolü haline gelen bu gotik yapı şehrin neredeyse her noktasından görülebiliyor. Özellikle gün batımında atmosferi gerçekten büyüleyici. Katedralin kulelerinden biri olan Güney Kulesi’ne çıkarak Viyana’nın panoramik manzarasını izlemek de oldukça etkileyici bir deneyim sunuyor.
Neo-Gotik mimarisiyle Viyana’nın en görkemli yapılarından biri. Noel pazarları, konserler, buz pateni alanları ve birçok etkinlik yıl boyunca burada düzenleniyor. Şanslıysanız ücretsiz rehberli turlarla içini de gezebilirsiniz.
Şehrin en sevilen parklarından biri olan Stadtpark, özellikle Johann Strauss’un altın renkli heykeliyle ünlü. Bahar ve yaz aylarında yürüyüş yapmak, kısa bir mola vermek veya fotoğraf çekmek için oldukça keyifli bir durak.
Şehrin en ünlü alışveriş caddelerinden biri olan Graben, lüks mağazaları ve tarihi atmosferiyle mutlaka görülmeli. Caddenin ortasında bulunan Veba Sütunu ise 17. yüzyıldaki büyük veba salgınının ardından yaptırılmış etkileyici bir anıt.
Viyana’nın klasik mimarisinden tamamen farklı bir yapı görmek isterseniz mutlaka listenize ekleyin. Rengârenk cephesi, sıra dışı tasarımı ve organik formlarıyla şehrin en fotojenik noktalarından biri.
Viyana kahvehaneleri UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’nde yer alıyor.
Özellikle:
☕ Café Central
☕ Café Sacher
☕ Demel
☕ Café Mozart
☕ Café Diglas
☕ Joseph Brot şehirde mutlaka deneyimlenmesi gereken adresler arasında.
🥩 Wiener Schnitzel
🍎 Apfelstrudel
🍫 Sachertorte
🥞 Kaiserschmarrn
🥩 Tafelspitz
Viyana’da schnitzel denince ilk akla gelen adreslerden biri. Porsiyonlar gerçekten devasa. Rezervasyonsuz gitmek riskli olabilir.
Evet, Viyana’ya gidip döner yemek ilk başta biraz şaşırtıcı gelebilir. Ama şehirde adeta bir fenomene dönüşmüş durumda. Biz de merakımıza yenik düştük ve denedik. Yoğun saatlerde ciddi kuyruklar olabiliyor.
Viyana çocuklarla seyahat etmek için son derece rahat bir şehir.
Özellikle;
🎡 Prater
🦖 Doğa Tarihi Müzesi
🧪 Teknik Müze
🌳 geniş parklar
🐴 İspanyol Binicilik Okulu çocuklarla oldukça keyifli oluyor.
Prater’deki tarihi dönme dolap ise şehrin en ikonik simgelerinden biri.
Eğer imkanınız varsa Viyana’yı Noel döneminde görmenizi mutlaka öneririm. Şehir ışıklar, Noel marketleri, sıcak içecekler ve yılbaşı atmosferiyle adeta masalsı bir görünüme bürünüyor.
Benim ilk Viyana ziyaretim EURO 2008 dönemindeydi. Türkiye-Hırvatistan maçının oynandığı gün şehir tamamen kırmızı beyaza bürünmüştü. Marşlar, bayraklar ve o unutulmaz atmosfer hâlâ aklımda. Bu yüzden Viyana benim için yalnızca güzel bir şehir değil; aynı zamanda çok özel anılar biriktirdiğim bir yer.
Viyana benim için sadece saraylar ve müzelerden oluşan bir şehir değil; sanatın, müziğin, kahve kültürünün ve yavaşlamayı öğreten yaşam tarzının şehri.
Ve her gidişimde bana yeni bir yüzünü göstermeyi başarıyor.
Belki de Viyana’yı bu kadar özel yapan şey; geçmişin ihtişamını korurken aynı zamanda modern yaşamın ritmini de kaybetmemesi.











Yorumlar
Yorum Gönder